Aslında çok konu geldi geçti, hep yazasım geldi, ama yanımda bilgisayarım eksikti, hatta ufak bir defterle kalem bile eksikti, not alamadım, alamayınca da bi kısmını unuttum gitti. Ama aklımda best ofdan bi kaç seri. Örneğin geçen bu dönemde bir içim rahatladı bir daraldı. İçim şöyle rahatladı; Özbekistan’dan geldiğimden beri sürekli üst üste oturuyoruz hissi, Türkiye’de kısıtlı yer var, o yüzden sıkışmalyız düşüncesi. Bilmem tam anlatabiliyor muyum, bu hissi. Özbekistan’dan dolayı oluştu diye düşünüyorum, çünkü orda müstakil evleri, şehrin içinde koca koca geniş parkları görünce, bizde olmayışının sebebini yerimizin darlığına bağlamışım, ben bi şekilde bu hisse kapılmışım. Bi de su sıkıntısı bende paranoya başlatmış olabilir, birşeyler sürekli kısıtlı olucakmış gibime geliyır. Neyse ne bu daralmışlık hissimin bi kısmını Ankarayı, İstanbul’u ve de hatta aradaki tüm mesafeyi tepeden görünce attım. Şehirlerden sonra geniş geniş boş alanları görmek beni ferahlattı. Oh be daha bir hayli yayılabiliriz, bende bu hissi oluşturan sadece çarpık kentleşmeymiş. Uçakta cam kenarına oturmak o yüzden benim için çok faydalı.
Toplamda 10 saat kaldığım İstanbul’da da duygularım karıştı. Önce garip bir mülakata girdim, çok basit bilgisel soruları bilemeyince yerin dibine girdim, yine de başı eğmeyeyim derken kendimi çoooook ezik hissettim, oysa ben gerçekten çalışkan birisiyim, neyse benim bi mülakat zayıflığım var şu ana kadar hiçbir mülakatı geçemedim.
Ben yerin dibindeyken Burcu tuttu çıkardı elimden. Aldı götürdü beni Taksim’e. Beyoğlunu dükkan, dükkan adım adım gezdik, yağmur yağdı, herkeste renkli şefaf şemsiyeler açıldı benim çok hoşuma kaçtı. Uzakdoğu fizyonu mu desem yoksa direk Uzakdoğu veya direk Füzyon mu desem mutfaklardan birinde wagamamada bana yemek ısmarladı (aslında bir yemeğe bir yemek bedavaydı gnctrkcll) fasulyeleri çekirdek gibi çitletti, üstüne geziistanbul choccolate shopta bir de sıcak çikolata içirdi, elime de bir Beyoğlu çikolatası verip beni otobüsüme bindirdi, aslında ben üzgündüm ama otobüs kalkarken yüzümde sadece bir tebessüm.
İstanbul’da insanlar daha konuşkan daha hoşsohbet, sanırım beynim biraz da taşınmak için kuruldu, o yüzden İstanbul bu sefer gözüme farklı güzel göründü. En azından üst üste oturuyoruz hissi geçiverdi.
Burçak geldi çoook zaman oldu görüşmeyeli eski yaralar depreşmeyeli. Bilkent’te stand açması nedeniyle zorunlu olarak katıldım bu sene bahar şenliğine. Eskiden bahar şenliği geldi mi içimi heycan kaplardı şimdi biraz nostalji veya melankoli. İnsanlar bana gerçekten çok genç geldi.
Haa bi de benim doğumgünümdü tüm dostlar Laternada yemek yendi, bir gün öncesinde de kocam beni Trilye’ye davet etti. Bence Ankara’da balık İstanbul’dan daha güzel, hele Trilye en güzel, hiç hesabı düşünmeden doğumgünüm nedeniyle en güzel balıklar, en güzel mezeler, sınırsızca yendi. Suflenin üstünde ufak bir mum üflendi. 20ler bitmek üzere 30ların derdi biraz beni gerdi.
|