Genelde Can Dündar'ı seven ben, Ayşe Arman'a verdiği röportajda kendisini biraz geyik bulmakla birlikte, yine de son izlediği ve çok beğendiği filmi izleyeyim dedim. Bel fıtığımın nüksetmesiyle birlikte tüm haftasonu ve de 2 gün çalıştıktan sonra, çöle inen rahmet 23 Nisan tatili de dahil, evde toplam 7 film izledim. Gerçekten en çok referansı Can Dündar olanı Uçurtma Avcısını beğendim. Şu an farkettim ki resmi kurumda çalışmak tüm bünyeme işlemiş, çünkü soyadları büyük harfle yazmak bende alışkanlığa dönüşmüş, sürekli silip tekrar düzeltiyorum, ilk harfi küçük gerisini, büyük yerleştiriyorum.
Belki Kabil'i bir hafta da olsa gördüğümden belki de senaryonun gerçekten çok etkileyiciliğinden beynimden vurulmuşa döndüm. Bana biraz Kaşağıyı hatırlattı film, Kaşağı ancak büyükler için, ama o sırada farkettim ki Kaşağının konusunu hayalmeyal hatırlamaktayım. Açtım googlea baktım yeni tabirle googladım. Okuyunca çocuklar için biraz fazla olduğu düşüncesi beynime gark etti (bu gark etme kelimesini hayatımda ilk defa şu anda kullandım gark ne demek onu hatırlamamaktayım.). Sanırım bu kitaplar bizim kuşağı biraz arabesk bir hale getirdi. Neyse bi de üstüne kefareti izleyince yalan söylemenin kötülüğü beynime kazındı, hatta geçmişte söylediğim her şeyi, düşünüp acaba blogumdan tek tek tüm yalanları da mı yayınlasam diye düşündüm ama zaten söylediğim bi kaç önemli yalan ortaya çıktı ve de ben bi arkadaşımı sırf o yüzden kaybettim, yani anlayacağınız hesabımı verdim. Kefaret de beni bayağı kesti görüntülerin her biri kartpostal sahnesiydi, ama Keira Knightley’nin inceliği azıcık midemi bile bulandırdı, ya da bende savunma mekanizması başladı. Çok şükür Salı gibi görünen bugün aslında cumaydı.
|